Kinezyofobi (Hareket Korkusu)

Kinezyofobi Nedir?

Yunancada kinesis (hareket) + phobos (korku) kelimelerinin birleşimi ile ortaya çıkmıştır. Kelimelerden anlayacağımız üzere “Hareket Korkusu” olarak değerlendirebiliriz.

Hareket etmekten korkmak, çeşitli kronik ağrı (bel ağrısı, baş ağrısı, fibromiyalji, kompleks bölgesel ağrı sendromu,…) ile ilişkili disabilite ve endişelerin göstergesidir.
Ağrı hissi, genelde vücuttaki bir hasarla ilgili olduğundan, ağrı duyan kişiler bu hissi ve vücutlarındaki hasarı arttıracağı endişesiyle hareket etmekten kaçınabilir. Oysa özellikle kronik ağrılarda, ağrı vücuttaki aktif bir hasarın göstergesi olmaktan çok santral sinir sistemiyle ilişkili bir duruma dönüşür. Böyle bir durumda hareket korkusu, immobilizasyona yol açarak kişinin genel durumunun kötüleşmesine katkıda bulunur.

Kinezyofobinin Fizyoterapideki Önemi

Özellikle kronik ağrılı olan hastalık süreçlerinde hastaların önceden yapabildikleri fonksiyonlarını tekrar gerçekleştirmek istediklerinde ortaya çıkan bir olgu olan “kinezyofobi”, fizyoterapide hastaların girdikleri hem mental hem de fiziksel ağrılı durumlardan kurtulması için önemli alanların başında gelmektedir. Çünkü hastaların tedavi süreçleri cerrahi işlemler veya çeşitli tedavilerden sonra gerekli doku iyileşmeleri sağlandığında yenilmesi gereken durumlardan birisi de kinezyofobi. Bu durumun hasta psikolojisi yönünden iyileşmesi sağlanmadığı taktirde hastalar eski fonksiyonlarını tam anlamıyla kazanamamış olurlar ve böylelikle hasta için planlanmış olan tam geri dönüşümlü hayata geçirmekte zorluk çekmiş oluruz. Biz fizyoterapistler olarak, hastanın hayata en natürel geri dönüşünü sağlama amacında olduğumuz göz önünde bulundurulacak olursa, her ne olursa olsun kinezyofobinin üzerine gidilmeli ve hasta tam anlamıyla hayata kazandırılmalıdır.

Psikolojik açıdan bakıldığında ağrı ile ilişkili korku-kaçınmanın beraberinde getirdiği ağrının duyusal deneyiminden ve davranışlardan kaynaklı fonksiyonel özrü ayırt etmek önemlidir. Ağrı ile ilişkili korkunun, kronik ağrısı olan hasta populasyonunda ağrının meydana getirdiği özrün en temel belirleyicisi olduğu ve biyomedikal durum ve ağrı şiddetinden daha önemli olduğu gösterilmiştir. Bilişsel davranış modeline göre ağrı nedeniyle oluşturulan ağrı ile ilişkili korku, kinezyofobi ve olumsuz inançlar, iyileşme süreci için psikolojik bariyerler meydana getirmekle kalmayıp yaralanma sonrası kullanmama ve kondisyonun azalması gibi önemli biyolojik değişiklikle oluşmasında rol oynamaktadır.

Değerlendirmede Kullanılan bir çok yöntem olmasına karşın en çok kullanılan skala;
Tampa Kinezyofobi Skalasıdır.

Kinezyofobide Tedavi Töntemleri

Günümüze kadar ağrı, fiziksel inaktivite ve ağrının kötüleşmesinden kaynaklı kinezyofobi ve korku kaçınma davranışı siklisunu kırmak için farklı teknikler uygulanabildiği belirtilmiştir. Sistematik derlemeler, multidisipliner davranışçı tedavilerin yalnız egzersiz ya da fizyoterapiden daha yararlı olduğunu belirtmektedir.

1- Bilişsel-Davranışçı Yaklaşım

Tedavide, kinezyofobisi olan hastaya, ağrının her zaman zarar verici anlama gelmediğini ve ağrıya karşı oluşturulan yanlış inanışlarla ilgili bilgi verilerek başlanmalıdır. Ağrının dikkatli koruma gerektiren bir hastalık olmadığı, genel bir durum olduğu anlatılmalı ve her hastaya kendi bireysel semptom, inanış ve davranışlardan faydalanarak korku ile kaçınma arasında ki farkın dikkatli bir açıklaması yapılmalıdır. Bu safhada fizyoterapist, doktor ve psikolog ile birlikte oluşturulan bir ekiple multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. Kronik ağrısı olan hastalarda, negatif düşünceyi değiştirmek için, ağrının kontrol edilebilir bir semptom olduğu ve her zaman önemli bir hastalığa karşılık gelmediği anlatılmalıdır.

2- Kademeli Maruziyet Tekniği

Bu yöntemde, hasta korktuğu hareketleri belirleyerek korktuğu hareketleri korku seviyesine göre sıralar. Hasta, fizyoterapist rehberliğinde en az korktuğu hareketten başlayarak en çok korktuğu hareketleri yapmaya çalışır. Kullanılan aktiviteler hastanın korktuğu spesifik aktiviteleri içerdiği için diğer yöntemlere göre daha etkili ve rehabilitasyon sonuçlarının daha olumlu olduğu belirtilmektedir.

3- Kademeli Egzersiz Tekniği

Kademeli egzersiz, ağrıyı hafifletmek yerine sürekli egzersiz ve hareket toleransını geliştirmeyi içerir. Çünkü hastanın egzersiz ve aktivite toleransını geliştirerek hastanın korktuğu hareketlerle yüzleşmesi sağlanır.

Sonuç olarak;

Kinezyofobi, hastalarda tedavi başarısını olumsuz etkileyen bir durumdur. Yapılan bir çok çalışma ile hastaların fonksiyonel aktiviteleri gerçekleştirme, günlük yaşam aktivitelerindeki başarı, sosyal yaşama katılma ve yaşam kalitelerinin düşüşünde önemli etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu özellikleri ile mutlaka değerlendirilmesi gereken bir parametre olduğu ve başarılı rehabilitasyon sonuçlarının alınması için tedavi planının oluşturulmasında dikkate alınması önerilmektedir. Bu nedenle fizyoterapistlerin, özellikle de ağrı ile ilgili karakterize durumlarda, hastaların hareket korkusu olabileceği düşüncesinden hareketle kinezyofobiyi mutlaka değerlendirmesi ve tedavide göz önünde bulundurması gerekmektedir.

 

Hareket korkunuzun iyileşme potansiyelinizi bozmasına ve sizi sevdiğiniz aktivitelerden uzaklaştırmasına asla izin vermeyin.

CEVAP VER

Lütfen Yorum Yazınız
İsminizi Buraya Girin